Birgün bir sümük varmış nereye akacağını bilemezmiş. hatta akışkan mı olsam katı mı diye sorup dururmuş kendine. ev sahibesi çok kötü bir sağanak yağmura yakalanmış ve günlerden o gün sümük sonunda sıvı ve akışkan olmaya karar vermiş ama bu sefer de sahibesi onu sürekli sümkürüyor, sanki onu yerinden, yurdundan etmek istercesine hırpalıyormuş. sonunda dayanamamış akışkan sümük.
Böyle belirsiz, böyle her an kapı dışarı edilme korkusuyla yaşayacağıma; kaskatı ama sabit ama güvenli ama belirli bir hayatım olsun deyu düşünüp başka bir burna taşınıp, yerleşmiş. bu sefer de hep aynı yerde duruyor, ancak sahibesi sıkılırsa biraz ellerde oynaşıyor ya da en kötüsü fırlatıp atılıyor imiş bir koltuk kenarına yahut bir pantolon paçasına. işte o vakit sümük anlamış; bu dünyada katı da olsan sıvı da sabit bir yer diye bir şey yok, bir vakit güvendesin, bir vakit değişken, diken üstünde ve yersizsin. sümük olmak ve hayatını devam ettirmek bu açıdan hem keyifli hem kederli. iyisi mi olduğun hale göre şekillenmekten keyif alacak, hayıflanmayıp sümüklüğünün mesutluğunu yaşayacaksın, demiş kendi kendine. ve o gün bugündür o burun senin, bu burun benim; o nezle senin bu burun tıkanıklığı benim; yaşayıp durmuş.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Blog Arşivi
-
▼
2010
(27)
-
▼
Ağustos
(14)
- sümüğün iç sesi 1
- damage
- günlük
- taaa
- baba bir masal anlat bana hani insanın içini kasar...
- efendi
- biraz aşk
- ona, sana, bana......
- ona, sana, bana...
- ona, sana, bana...
- biraz kendinizden bahseder misiniz küçük hanım?
- kış kelebeği
- lafmacun'dan eskiler satıyorum, eskiler...
- ben bu yazıyı buraya niye yazdım?
-
▼
Ağustos
(14)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder