27 Ağustos 2010 Cuma

lafmacun'dan eskiler satıyorum, eskiler...

intihar mektubu


Sen bunları okurken ben kusmuk parçacıklarımın içinden domates kabukları topluyor olacağım.hiç gerçek zannetme çünkü Ankara’da o kadar içmek hiç o kadar kolay olmadı.

Şimdi çırılçıplağım hayata,hayatıma karşı.bir o kadar çirkin bir o kadar şeytani çekicilikte.yahut belki ben hiç o kadar kötü,hiç o kadar iyi olamadım,olamayacağım.

Çıplakken osurmak kaçınılmaz rahatlık. Kokusu beynimi zonklatıyor. Tüm kinimi osuruklarımla dağıtıyorum sizin hayatlarınıza. Sizde kalsın kinim, kötülüğüm, iyiliğim. "Hiç olmadığım ve olamayacaklarım".

Ben bunları yaşarken sen, kim bilir diş macununun neden ortadan sıkıldığını hiç kavrayamayacak kadınlarla sabah ereksiyonları yaşıyor olacaksın. Salak. Salağım benim. Bak hala sahiplik eki kullanıyorum senin geçtiğin sözcüklerde. Salaksın çünkü; ben diş macununu ortadan sıktığın için sana kızmayacak kadar sevecen nadir bir kadınım. Çünkü ben diş macununu hep ortadan sıkarım. Uniseks bir isme sahip olmanın ağırlığı yahut hafifliğinin içinde savrulurken.

Ben cinsinizin cinsel özgürlüğüne sahip olmak istemekle, bazen olmakla, seksi her istendiğinde verme zorunluluğu taşıyorum. Yani bu kadar ikilemdeyim. Bu kadar uniseksim.

Ben gidiyorum. Hayalimde intihar mektuplarımı sana yazıyorum. Çünkü ben hala seni seviyorum. Gidiyorum şimdi o çok uzaklara. Neden diye sorma gaflet ve zahmetinde bulunacak olursan, cevabı da pek tabii ki benim gibi takıntılı biri için; hazır. Çünkü...Çünkü...Çünkü...Nasıl desem sana,nasıl daha çok heyecan katabilirim olaya. turkcell içimdeki karanlıktan daha güçlü olamadı, olamaz da. aramayacağın, aramayı hiç düşünmediğin kişinin telefonuna orada asla ulaşılamayacak. eeee bırak ben de bir karizma yapayım, bir beynimi dinleyeyim. Bırak da kapalıyken telim, "Ah kesin yüz binler beni aramıştır da ulaşamamıştır. Oh canıma deysin! çatlasınlar" diyebilmenin zevkini öteki tarafta yaşıyabileyim. Bir yerlerden duymuştum, insan bu yaşamında neyse(reenkarnasyonel dedikodular), geçmişinde bunun tam tersiymiş. Düşün bir beni! Ne ukala, ne talefonuna ulaşılamaz, ne nazlı, ne götü havadaymışım.

Bu bir intihar mektubu değildir sevdiceğim. Bu bir intahar mektubu da hiç olmayacak.

Ben boklara bata çıka, hayatın kimilerine karşı daha hafif, kimileri içinse ağır bir yük olduğunu öğrendim. Omuzumda hissettiğim ağırlığı kimi zaman tüm hayalperestliğim ve çocuksuluğumla "rüzgar" sandım. "rüzgardır, geçer" dedim. onun bir karabasanın ayaklarıyla beni omuzlarımdan çizmeye çalıştığının resmi olduğunu anladığım zamanlarda işte böyle "gidiyorum ben,sen hoşçakal" mektupları yazıp solo tuvalet kağıtlarına bastırıp, belki bir gün o mubarek, o gökdelenlerden tepede olan muhterem kıçını silersin diye.

Sana sarı laleler alamadım çiçek pazarından, çünkü biz birbirimizin sevdiceğiyken henüz bu şarkı piyasaya sürülmemiş bir tuvalet kağıdıydı kim bilir kimin kıçı için yazılmış.

Bir aşkın geriye bıraktıkları, panik atak, paronaya, cinnet olarak geri dönüyor bana. Ayakları benim gibi bok çukurunda olup da, onları Tanrının ipek halıları sanabilecek kadar hayalperestlere.

Kimileri de bunları kaset yapıp piyasaya sürüyor sevdiceğim.

Neyse, kısacası sevgilim "lale sensin, göt de bana girsin" diyebilecek kadar çok seven birinden "bu günlerin yarınları var, gidiyorum ben sen hoşçakal" mektubudur bu bir.

Belki de yalnızca bir tuvalet kağıdı bir aşktan geriye kalan. mÜbarek götünü silesin diye kalemimden damlayan...

Not: yazılanların gerçeklerle hiç mi hiç alakası yoktur, hayat bir yanılsamadan ibarettir hâlâ...

                                          teee, 20.10.2006 öğlen

3 yorum:

bi dilay dedi ki...

sertmis bu.. guzelmis.. dokundu taaa.. neyse..
tatlim benim.

secos dedi ki...

ehehe sarı laleler şarkısını sevmiyom demiştim ya işte komik geliyo bana:)

bi dilay dedi ki...

guzel len o sarki: uykulu gozlerle dondum ruyamdan....