zzzzzzzzzzzzzzzzzzzzz
tam 38 kez evet evet 38 kez izlediğim bi filmdi, sonrasında yazdığım yazı şu an boş bile geliyor o film için. mide ağrısı? juliette binoche ve jeremy irons, hayatımda en çok tanımak, yakınında olmak istediğim yabancı aktör. neyse yazıya gelelim...
Şöyle bir film: başrollerde ‘tutkunun sairleri’ Juliette BinocheJeremy Irons. Jeremy Irons elli yaşında bir doktor ve de baskan yardımcısı, film ve kitap onun anna barton’a karşı duyduğu erotik saplantısı uzerine; güzel sayılabilir, zarif bir karisi var; Bayan Ingrid. tam bir İngiliz hanımefendi sıkıcılığı da buradan geliyordur herhalde…ve Ana Barton yani juliette Binoche;tutkulu,gizemli,melankolik,kederli,sakin ve sessiz, güçlü ama alcakgönüllü ve de yalnız;zerafeti ve dogalligi,soğukluğu ve sıcacık tutkuyu ,sertliği ve yumuşaklığı bir arada bu kadar iyi taşıyabilen biri daha yoktur hayatta. miranda richardson ve rupert graves’in oynadığı, müzikleri Zbigniew Preisner tarafından bestelenmiş olan 1992 yapimi film. irons politikacıdır, oglunun nisanlısıyla bir ilişkisi olur, olaylar gelişir. film onların çevresini sarsabilen plansızca yasanan olaylar zinciri, bu bir aile ne kadar kolay ve bilinçsizce yıkılabilir ki?
Başrollerde ‘tutkunun şairleri’ juliette binoche ve jeremy irons. jeremy irons elli yaşında bir doktor ve de baskan yardımcısı, film ve kitap onun anna barton’a karsi duyduğu erotik ve de bence oldukça duygusal saplantısı uzerine;güzel, zarif bir karisi var; bayan ingrid. tam bir ingiliz hanımefendisi. sıkıcılığı da buradan geliyor herhalde…ve anna barton yani juliette binoche; tutkulu,gizemli,melankolik,kederli,sakin ve sessiz,güçlü ama alcakgonullu ve de yalnız;zerafeti ve doğallığı,soğukluğu ve sıcacık tutkuyu ,sertligi ve yumuşaklığı bir arada bu kadar iyi taşıyabilen biri daha yoktur hayatta. miranda richardson ve rupert graves’in oynadığı, müzikleri zbigniew preisner tarafından bestelenmiş olan 1992 yapımı film. Irons politikacıdır, oglunun nisanlısıyla bir ilişkisi olur, olaylar gelişir. film onların sebep olduğu ve bir aileyi ve cevresini sarsabilen plansızca yasanan olaylar zinciri. bir aile ne kadar kolay ve bilinçsizce yıkılabilir ki?
düzen ve onun dayanılmaz sikiciligi,günlük hayat ve tehlikeli tutkular,ask ve onun mide kramplari…sebep çok fakat bir o kadar da umulmadık. kim tarafından beklenmedik diye sorulabilir.sadece bayan ingrid, Martin, Edward için mi beklenmedik sonuçlar bunlar?ama aşkın asil kahramanları açısından düşünürsek hem bilinen hem de kaçınılan, tehlikeli olduğu kadar iliskinindeğil midir zaten askta bizi kendine çeken? tehlikeli sokaklar, gece ve bas dönmesini hatırlattı bana hep ask ve askinBütün tehlikeler orada ama içine girmek için deliriyorsun. sevişirken ağlamak: bir erkek için ne zordur;kadınlarsa gülerler hep…anna da gülüyordu. jeremy’i askta hakimiyetine alan kadın, cinsellikte de hep ustun, kendini tutabilen, ona karsi daha dayanıklı ve güçlü taraftı hep. sizleri neye iter bir film ve bir kitap; ben ‘damage’ten sonra eski aşklarımı aramaya çıktım: o tehlikeli sokaklara… freud’un savunduğu gibi benliğimizin ve bilinçaltımızın en onemli gercegi saldirganlik ve cinsellik; bu siradan hayatin en gercek duygusu ask! * nedir? ‘bu uzun sure onu bulmak için iskenceler altında kivranan, bundan dolayı yorgun düşen ve nihayet onu bulan bir hastanin en rahat durumudur’ (nietzche, tan kizilligi.)hastalikli duygular…jeremy’nin teslimiyeti anna’yi kendine ait hissetmesi, oyle istemesiyle, onu siradan hayatinin icine sokmak istemesiyle basliyor: iste tehlike canlari! ele avuca sigdirmaya calismak, o kaygan baligi: anna’yi ve askini. bu zaten hep zor olan ama pervasizca da istenen seydir: zaten elinde olani daha fazla sahiplenme durtusu. çekiciliğini arttıran son: rezalet, darbe, ahlaksızlık! düzene aykırılık atlası ‘damage’. şeytan gizemdedir, aşktadır şeytan! o vahşi orman:
‘dunyadan elini etegini cekmek çok kısa bir zaman alır.kendime ait bir hayatı yakalayana kadar seyahat ettim. bizi gercekten biz yapan dusunmenin de otesinde bir sey. aska kendimizi veririz cunku o bize bilinmeyenin ne olduğu hakkında bir duygu verir. baska hicbir sey onemli degildir. sonuçlar da oyle …
onu sadece bir kez daha gordum-tesadufen gordum-bir havaalaninda ucak degistirirken. o beni gormedi. peter’la beraberdi. kucaginda bir cocuk vardi.…baska insanlardan hiçbir farki yoktu.................’
bunlar jeremy’nin ve filmin bitis cumleleriydi ve bir romansin. kitap ise soyle bitiyor: “bedenimin budala kurgusunun bitmesinden yillar once oldugum su sirada kendi kendime ve holdeki o sessiz yuzlere; ‘hic degilse simdi gercegin ne oldugunu kesinlikle ogrendim’, diye fisildiyorum” kuskusu olanlariniza soyluyorum: bu bir ask oykusudur. sona ermistir. baskalari benden sansli olabilirler. onlara iyilikler diliyorum…’
filmin sonunda işini, evliliğini, aşkını ve düzenini kaybetmiş milletvekili, hayatini adadigi aska: anna’ya havaalaninda rastliyordu ama hic de oyle kitaptaki gibi mahvolmuyordu, ayılıp bayilmiyordu. ama mide krampları hiç de eksik sayilmazdi…siradan birini ya da hatirlayamadigi ve su an kabuk baglayan yaralarin sorumlusunu gorur gibiydi…bu onun ifadesine sakinlik olarak yansiyordu, hic saskinlik ifadesi yoktu. sonra onu kohne evinde bitkin bir halde goruyoruz. bir kadeh sarap alip eline koltuguna gomuyor kendini. sonra duvardaki resme bakiyor eski milletvekili, eski asik, eski baba; oğlunun bürosundan aldığı fotoğraf: anna, martin ve de o, nisandan sonra. yuzunde gulucukler beliriyor ama sakin ve biraz da donuk, manik-depresifler gibi…onu sevgilisinin hayaliyle basbaşa bırakıp, dalip gidiyoruz…evin bulundugu yer sanki onların gizlice bulusup kacamak yaptigi Paris’teki sokak aralığına benziyor…Film noktayı koymuyor, her aşk gibi! Ben onun yerine koyuyorum:
• • •
hepimiz biraz sevgi arsızıyız
hepimiz biraz suçlu
hepimiz her zaman yalnızız…
02.11.2006 11:51
Başrollerde ‘tutkunun şairleri’ juliette binoche ve jeremy irons. jeremy irons elli yaşında bir doktor ve de baskan yardımcısı, film ve kitap onun anna barton’a karsi duyduğu erotik ve de bence oldukça duygusal saplantısı uzerine;güzel, zarif bir karisi var; bayan ingrid. tam bir ingiliz hanımefendisi. sıkıcılığı da buradan geliyor herhalde…ve anna barton yani juliette binoche; tutkulu,gizemli,melankolik,kederli,sakin ve sessiz,güçlü ama alcakgonullu ve de yalnız;zerafeti ve doğallığı,soğukluğu ve sıcacık tutkuyu ,sertligi ve yumuşaklığı bir arada bu kadar iyi taşıyabilen biri daha yoktur hayatta. miranda richardson ve rupert graves’in oynadığı, müzikleri zbigniew preisner tarafından bestelenmiş olan 1992 yapımı film. Irons politikacıdır, oglunun nisanlısıyla bir ilişkisi olur, olaylar gelişir. film onların sebep olduğu ve bir aileyi ve cevresini sarsabilen plansızca yasanan olaylar zinciri. bir aile ne kadar kolay ve bilinçsizce yıkılabilir ki?
düzen ve onun dayanılmaz sikiciligi,günlük hayat ve tehlikeli tutkular,ask ve onun mide kramplari…sebep çok fakat bir o kadar da umulmadık. kim tarafından beklenmedik diye sorulabilir.sadece bayan ingrid, Martin, Edward için mi beklenmedik sonuçlar bunlar?ama aşkın asil kahramanları açısından düşünürsek hem bilinen hem de kaçınılan, tehlikeli olduğu kadar iliskinindeğil midir zaten askta bizi kendine çeken? tehlikeli sokaklar, gece ve bas dönmesini hatırlattı bana hep ask ve askinBütün tehlikeler orada ama içine girmek için deliriyorsun. sevişirken ağlamak: bir erkek için ne zordur;kadınlarsa gülerler hep…anna da gülüyordu. jeremy’i askta hakimiyetine alan kadın, cinsellikte de hep ustun, kendini tutabilen, ona karsi daha dayanıklı ve güçlü taraftı hep. sizleri neye iter bir film ve bir kitap; ben ‘damage’ten sonra eski aşklarımı aramaya çıktım: o tehlikeli sokaklara… freud’un savunduğu gibi benliğimizin ve bilinçaltımızın en onemli gercegi saldirganlik ve cinsellik; bu siradan hayatin en gercek duygusu ask! * nedir? ‘bu uzun sure onu bulmak için iskenceler altında kivranan, bundan dolayı yorgun düşen ve nihayet onu bulan bir hastanin en rahat durumudur’ (nietzche, tan kizilligi.)hastalikli duygular…jeremy’nin teslimiyeti anna’yi kendine ait hissetmesi, oyle istemesiyle, onu siradan hayatinin icine sokmak istemesiyle basliyor: iste tehlike canlari! ele avuca sigdirmaya calismak, o kaygan baligi: anna’yi ve askini. bu zaten hep zor olan ama pervasizca da istenen seydir: zaten elinde olani daha fazla sahiplenme durtusu. çekiciliğini arttıran son: rezalet, darbe, ahlaksızlık! düzene aykırılık atlası ‘damage’. şeytan gizemdedir, aşktadır şeytan! o vahşi orman:
‘dunyadan elini etegini cekmek çok kısa bir zaman alır.kendime ait bir hayatı yakalayana kadar seyahat ettim. bizi gercekten biz yapan dusunmenin de otesinde bir sey. aska kendimizi veririz cunku o bize bilinmeyenin ne olduğu hakkında bir duygu verir. baska hicbir sey onemli degildir. sonuçlar da oyle …
onu sadece bir kez daha gordum-tesadufen gordum-bir havaalaninda ucak degistirirken. o beni gormedi. peter’la beraberdi. kucaginda bir cocuk vardi.…baska insanlardan hiçbir farki yoktu.................’
bunlar jeremy’nin ve filmin bitis cumleleriydi ve bir romansin. kitap ise soyle bitiyor: “bedenimin budala kurgusunun bitmesinden yillar once oldugum su sirada kendi kendime ve holdeki o sessiz yuzlere; ‘hic degilse simdi gercegin ne oldugunu kesinlikle ogrendim’, diye fisildiyorum” kuskusu olanlariniza soyluyorum: bu bir ask oykusudur. sona ermistir. baskalari benden sansli olabilirler. onlara iyilikler diliyorum…’
filmin sonunda işini, evliliğini, aşkını ve düzenini kaybetmiş milletvekili, hayatini adadigi aska: anna’ya havaalaninda rastliyordu ama hic de oyle kitaptaki gibi mahvolmuyordu, ayılıp bayilmiyordu. ama mide krampları hiç de eksik sayilmazdi…siradan birini ya da hatirlayamadigi ve su an kabuk baglayan yaralarin sorumlusunu gorur gibiydi…bu onun ifadesine sakinlik olarak yansiyordu, hic saskinlik ifadesi yoktu. sonra onu kohne evinde bitkin bir halde goruyoruz. bir kadeh sarap alip eline koltuguna gomuyor kendini. sonra duvardaki resme bakiyor eski milletvekili, eski asik, eski baba; oğlunun bürosundan aldığı fotoğraf: anna, martin ve de o, nisandan sonra. yuzunde gulucukler beliriyor ama sakin ve biraz da donuk, manik-depresifler gibi…onu sevgilisinin hayaliyle basbaşa bırakıp, dalip gidiyoruz…evin bulundugu yer sanki onların gizlice bulusup kacamak yaptigi Paris’teki sokak aralığına benziyor…Film noktayı koymuyor, her aşk gibi! Ben onun yerine koyuyorum:
• • •
hepimiz biraz sevgi arsızıyız
hepimiz biraz suçlu
hepimiz her zaman yalnızız…
02.11.2006 11:51
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder