27 Ağustos 2010 Cuma

efendi

bebeğim. bak yine öyle küçük küçük sen. gözaltlarındaki torbacıklar esrarengiz yaşamından mı; içtiğin onca hüzün, onca arıza, onca soguk, onca kucuk yasinin, buyuk omuzlarının ve üstündeki onca yükten mi bilemedigim, bak ama yine öyle. gülümse. en icinde hissedeyim gülümseyişini. sinirlen taa beynime vursun sinirin. huzunlen taa icim acisin. üşü sen, ısıtırken beni, hiç çaktırmadan. son yudumunu biranın yine bana ver olur mu, en tatlı yeri.

sobayı yine sen yak. en erken yine sen kalk. ben yorulunca sen git pazara, ben evde müziğimi dinler kısır yaparim ikimize. raki soframiz icin aksamki. en boktan yerlere git sen, korkmazsın, sen erkeksin. ben ürkerim senin omuzlarının altinda degilsem. evde oturur, kisir yapar seni beklerim. beklerken bir de bira icerim, dayanamam, çok özlerim.

Sen, ben giderken ankara'ya 3 günluğüne, gözyaslarımı sil, ben elimdeki kaşığın içindeki patatese bakarken. yedir bana olur mu? yiyemem ben, hüzünlüyüm. gozyaşlarım yemegğime aksın, sen radio tarifo' dan o sşarkıyı cçal...

yürü yine hayatın efendisi gibi, başın yukarıda. ben senin omuzlarında.
ne büyüksün sen, hem de ne ufak, bebeğimsin hem, hem de ne bileyim...
sars yine, yine şaşırt, yine döndür başımı olur mu?
taa içime gir, ısıt. çıkma.
   
                                      05.12.2006 03:41

Hiç yorum yok: